CHP CEZAEVLERİNİ İNCELEME KOMİSYONU - SİNCAN CEZAEVİ RAPORU

CHP CEZAEVLERİNİ İNCELEME KOMİSYONU - SİNCAN CEZAEVİ RAPORU

CHP CEZAEVLERİNİ İNCELEME KOMİSYONU – SİNCAN CEZAEVİ RAPORU

 

CHP Cezaevlerini İnceleme Komisyonu olarak Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, Grup Başkanvekili Özgür Özel, Ankara Milletvekili Necati Yılmaz ve Muğla Milletvekili Nurettin Demir ile oluşan bir heyetle Sincan Cezaevi'nde öğretim üyesi Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça'yı ziyaret ettik. Gülmen ve Özakça, 15 Temmuz darbe girişiminin hemen ardından, Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetinin karşı darbe sürecinin başlangıcı olan 20 Temmuz'daki OHAL ilanının ardından, darbeyi gerçekleştirdiği belirtilen FETÖ ile uzaktan yakından ilgileri olmamasına karşın bir gece yarısı KHK'sıyla işlerinden edilmiş, bu süreçte başlattıkları oturma eylemini, açlık grevine döndürmüşlerdi. Açlık grevi eylemlerini tasvip etmememize karşın, bir hak arama biçimi olarak kabul ettiğimizi kerelerce ifade ettik. Haklarında hiçbir suç isnadı bulunmamasına karşın, açlık grevi yapmak suretiyle AKP hükümetinin baskıcı rejimini dünyaya teşhir ettikleri gerekçesiyle bir gece yarısı kapıları kırılarak gözaltına alınan Gülmen ve Özakça daha tutuklanmadan, hükümet üyelerince "terör örgütü üyesi" oldukları ilan edilmişti.

16 Nisan mühürsüz halk oylamasıyla Adalet ve Kalkınma Partisi'nin güdümüne iyice giren yargı tarafından tutuklanarak cezaevine konulan açlık grevi eylemcilerini, cezaevlerindeki 4., açlık grevlerinin 79. gününde Sincan Cezaevi'nde ziyaret ettik. Heyetimiz, açlık grevindeki bu iki genç eğitimciye, seslerinin duyulduğunu, maksatlarının hasıl olduğunu, konunun Türkiye ve dünya gündeminde tartışıldığını belirterek, kalıcı hasarla karşılaşmadan açlık grevini sonlandırmaları talebimizi ilettik. Ancak her iki genç eğitimci de, "somut bir kazanım" elde edilene kadar, eylemlerini sürdüreceklerini açıkladı. CHP heyeti olarak hükümete Gülmen ve Özakça'nın çığlığını duymaları çağrımızı yineliyoruz. OHAL'in kaldırılıp, Türkiye'nin KHK'lar ile yönetilmesine son verilmesi, Nuriye Gülmen ve Semih Özakça nezdinde, tüm OHAL mağdurlarının dosyalarının etraflıca incelenerek, haksız olarak ihraç edilmiş olanların işe iadelerinin yapılması gerektiğini vurguluyoruz. Cezaevinde tutulan iki genç eğitimcinin 1996 ve 2000 açlık grevlerinde yaşadığımız acı olaylara karşılaşmaması amacıyla, Adalet Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı başta olmak üzere hükümete şu çağrıyı yapıyoruz: Nuriye Gülmen ve Semih Özakça'nın cezaevi dışında sağlık durumlarıyla ilgilenen Ankara Tabip Odası hekimlerinin, cezaevinde Gülmen ve Özakça ile görüştürülmesi, hekim seçme hakkı çerçevesinde Gülmen ve Özakça'nın bundan sonraki durumlarıyla da yakından ilgilenmelerinin temin edilmesi gerekmektedir. Ayrıca, her iki eğitimcinin cezaevi dışında kullandıkları B1 vitaminine cezaevinde de ulaşabilmeleri sağlanmalı, özellikle Semih Özakça’nın bu ilacın yerine verilen ve bu ilacı da içerdiği söylenen B kompleks vitaminin kendisine sağladığı yararın, dışarıdaki ilacın yerini tutmadığı yönündeki yakınması dikkate alınmalı ve dışarıda kullandığı B1 vitamininin temininde yaşanan zorluklar bir an önce aşılmalıdır.

Heyet olarak, Nuriye Gülmen'in vücut fonksiyonlarının daha yerinde olduğunu, yalnızca bazı isim ve tarihleri anımsamakta zorlandığını ancak Semih Özakça'nın vücut direncinin daha düşük olduğunu gözlemlediğimizi de kamuoyuna duyururuz. Yaptıkları eylemle, tüm dünyaya Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetini afişe eden iki genç heyetimize şu açıklamalarda bulunmuştur:

Nuriye Gülmen (Sincan Kadın Kapalı Cezaevi):

“Kampüste bulunan hastanenin başhekiminin de bulunduğu bir heyet, bizimle görüşmeye geldi. Açlık grevinin insan sağlığına zararları üzerinde bizi bilgilendirdi. Ancak, hukuksuz biçimde işimizden edildiğimiz için bu eylemi gerçekleştirdiğimizi, somut bir kazanım olmadan eylemi sonlandırmayacağımızı kendilerine ifade ettik. Açlık grevinde bulunmamız gerekçesiyle yemek istemediğimizi iletince, bize özel bir paket göndermeye başladılar. Paketin içinde su, limon, bitki çayları ve meyve suyu bulunuyor. Ancak meyve suyunu kendi diyetimizde olmadığı için iade ediyoruz. Bu durumun, İçişleri Bakanı'nın sözleri doğrultusunda kamuoyunca bilinmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bir gün boyuncu suyun için limon sıkıp, taze nane yaprağı ve şekerle içiyor, ayrıca birkaç hazır bitki çayı ve 10 adet şeker ile iki kaşık tuz alıyordum. Ancak, grevin ilerleyen aşamalarında tuzun azaltılması gerektiğine yönelik hekimlerin verdiği telkinler doğrultusunda iki kaşık tuz yerine bir kaşık tuz alıyorum. Tuzu azalttıktan sonra vücudumdaki ödem de azaldı. Hekimlerin fazla tuzun ödem yapabileceğini söylemişti. Bu konuyu Semih'e de iletmemiz gerekiyor olabilir. O, dikkat etmeyebilir.”

“İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun sözlerini televizyondan duyduğumda adeta çıldırmışa döndüm. Grevimizi Ankara Tabip Odası'nda üç hekim takip ediyor. Bu üç hekim arkadaşımızın Soylu'ya yanıt içerecek bir basın açıklaması yapmasını istiyoruz. Dışarıda ne yiyorsam, burada da onu yiyorum. Sayın Bakan, Ankara Tabip Odası hekimlerine inanmıyorsa, cezaevi yönetimine sormalı, ne yediğimizi, herhalde inanacaklardır. Beni DHKP/C terör örgütü üyesi ilan etmişler, eğer öyleysem, ben nasıl memur oldum, nasıl memuriyetimi bunca yıl sürdürdüm. İstanbul-Ankara yürüyüşüne katılmam gerekçesiyle bir gözaltı işlemim var, bir de 2015 yılında tutuklandığım bir dava var, ancak beraat ettim. Bana açlık grevine başlayana kadar örgüt üyeliği ilgili bir dava açılmadı. Sayın Bakan, kim oluyor da böyle şeyler söylüyor. Kendisi hakkında suç duyurusunda bulunacağım, avukatlarımla bunu konuşacağım. Eğer burası bir hukuk devleti olsaydı zaten savcılar doğrudan harekete geçerlerdi. Ben, vücudumu, gençliğimi, hayatımı ortaya koyarak bir mücadele başlattım, bu mücadelemi bu ifadelerle küçültmeye ve sönümlendirmeye çalışıyorlar. Tarih boyunca açlık grevinde bulunanlara hep aynı iftiraları attılar. Bu iftiralar gündemi farklı bir yere çekse de bizim gündemimiz işe iade edilmemiz. Somut kazanım olmadan bu eylem bitmeyecek. Somut kazanım olarak bizim ortaya koyduğumuz şey talebimiz, olmazsa olmazımız işimize iademizdir, işimizin bize iade edilmesidir. Taahhüt olarak söylemiyorum ama örneğin KHK'lar iptal edilir ya da yargı denetimine girer, OHAL sona ererse bunlar somut kazanımlardır, bunlar olursa eylemimiz sona erer mi, oturup karar veririz.”

“Bize, bilincimizin kapanması durumunda, müdahale edeceklerini ifade ettiler. Ancak müdahaleyi kabul etmediğimizi, vücudumuzla ilgili kararı ancak kendimizin verebileceğini ifade ettim. Heyete, "Yapacağınız müdahale beni sakat da bırakabilir, bu sizin sorumluluğunuz olacaktır" anımsatmasında bulundum. İsrail cezaevlerinde Filistinli mahkumların sürdürdüğü açlık grevi ve bu grevlerin ölüm orucuna dönüşme ihtimalinden haberdarım. Bu konuyla ilgili avukatlarımdan daha detaylı bilgi talep ettim.”

“Semih'e faks çektim, eline geçip geçmediğini bilmiyorum, mektup da göndereceğim, onun mektubunu da bekleyeceğim. Semih'in sıvı, tuz ve şeker alımına dikkat etmesi gerekiyor. Sizlerin burada bulunuyor olmanızı çok önemsiyorum. Siyasi partilerinden bağımsız seçilmişlerin ve aydınların desteği bizim için çok değerli. Bizi ilk günden beri takip eden hekimlerimize ihtiyaç duyduğumuzda muayene olmak ve bu sonuçlarının kamuoyuyla paylaşmasını talep ediyoruz. Nurettin Canikli de annelerimizle yaptığı görüşmeyi çarpıttığını öğreniyoruz. Hekimlerimizin, ailelerimizin ve avukatlarımızın ortak bir toplantı yapması bizim için değerli olacaktır. AFP ve ARD gibi yabancı basın organlarına konuşmuş olmamı iddianameye yerleştirmişler, bunu anlayamıyorum.”

Semih Özakça (Sincan F1 Tipi Cezaevi):

“Burada ilk isyanım kitap sınırlamasına oldu. 5 kitap sınırlaması olduğu söyleniyor, bu sınırlama açlıktan beter. Açlık grevinden çok bu sınırlama beni zorluyor. Buraya getirildiğimiz günden beri gazete getirilmedi. Benim dışarıda bir tek eyleme katılmışlığım var, o da afiş asmak, ilk kez hapse giriyorum, daha önce tutuklanmadım. Bizim hakkımızda bir bakın nasıl böyle şeyler söyleyebiliyor anlayamıyorum. Sabıka kayıtlarımız tertemiz. Açlık grevine başlayınca terörist olduk, aç kalmanın terörist olmakla sonuçlandığı bir ülkede yaşıyorum. Benim evimde 2 bin tane kitap var, 20 tane kitap bulmuşlar, terör örgütüne yakın diyorlar. Evimdeki kitapların yüzde 1'i yüzünden bir örgütle ilişkilendiriliyorum. Dışarıda kullandığım B1 vitaminini burada bana vermiyorlar. Bunun yerine B1 vitaminini de içeren B12 kompleks vitamini veriyorlar, ancak bu benim zihnimi yoruyor. Tekrar B1 vitaminimin verilmesini istiyorum. İlk talebim bu, müdüriyette el konulan vitaminimin verilmesini istiyorum. Burada açlık grevinde bulunuyor olmam ve ayakkabımı çıkarırken attığım slogan nedeniyle iki ayrı soruşturma dosyam var hakkımda. Yürümekte sıkıntı çektiğim için, ranzamı mutfak ve tuvaletin olduğu alt kata indirdiler.”

Close